Toma

tumblr_inline_mop0vt04c01qz4rgp

Orada TOMA olmasından daha doğal ne olabilir. Bu gerçekten bir toplumsal olay. Islak ıslak.

Facebook’taki info’mda senelerdir yazar; politik görüşüm DEV-SİKKO, dini inancım Peynirli Domatesli Sandviç. Motivasyonum siyasi ya da dini değil. Bu bir daralma olayıdır. Bu bir sıkılma olayıdır. Bu bir bıkma olayıdır. Bu bir yeter olayıdır. Bu bir toplumsal cinnettir. Bizi siz delirttiniz. Olay bu. Sinirlendik biraz.

Iki gülünce “Allah ağlatmasın”, kızınca “Allah belanızı versin“ diyorum. Ne kadar uzak olabiliriz? Kulağımda kulaklık olmasa duysam bana selam veren hacı dedeye aleyküm selam da derim. Sıkıntı yok. Bu direnişte şunu anlattım sana: “Demezsem de demem güzel kardeşim. Üstüme gelme.”

31 Mayıs’ta Harbiye’de parkta soluklanırken, “Emre n’aber?” diye bir kadın geldi yanıma. 300 liralık kocaman kayak gözlüğü var suratında, ağzı kapalı tam alamıyorum sesini. “İyiyim de, tanıyamadım?” dedim, adını söyledi. Uluslararası bir şirketin çok önemli bir pozisyonundadır kendisi. Geleceği için direndiği küçük oğlunun deniz gözlüğünü verdi bana. Açıkçası bu mükemmel insanlarla kurabileceğim en büyük örgüt İÇNB-SFE olur. İş çıkışı Nişantaşı’da buluşur sohbet falan ederiz.

Geleceğimiz için endişelenip sokağa döküldük, sokakta da tanımadığımız insanlar için endişlendik. Binlerce kez birbirimize iyi olup olmadığımızı sorduk. Garanti Bankası’nın köşesinde bir kız katılıp kalmıştı yoğun gazdan, yanına gittim omzunu tuttum, “İyi misin?” dedim, sağa sola salladı kafasını, kaldırdım nispeten temiz bir yere çektim. Tekrar sordum “İyi misin?” diye, bu sefer yukarı aşağı salladı. Yüzünü maskeden seçemedim ve hayatımda gördüğüm en güzel kızdı. O yüzden boşver sen çadırdaki prezervatifleri.

Vay efendim polise küfretmişim. Nasıl küfredermişim. E n’apayım? Başka bir şey bilmiyorum ki. Yapabildiğim en iyi şey küfür etmek. İş makinesi izleyen insanlar gibi TKP’lileri seyrettim. Adamlar profesyoneli olmuş. İlaçlama aracının peşinden koşan sinek gibi TOMA suyuna gidiyor. Ben hayatımda 4 kere maça gitmişim 2’sini hatırlamıyorum. En fazla ne yapabilirim? TOMA’nın egzoz sesi bile orantısız gürültü benim gibi adamlara. Orantısızlıktan anlamanız gereken bu. Sokak köpekleriyle göz göze gelince gözlerim doluyor abi benim. O copu indir Allah aşkına. Vurduğunda “Ulan insanın o kadar sert vurmaya gönlü el vermez be…” diye canım acıyor benim. Yoksa morluk geçer, senin sikin sağ olsun.

Bizim için sadece bir eylem de olmadı bu. Kişisel gelişimimizde 20 yıllık yol aldık. Her gün birlikte yaşadığımız ama aslında hiç de sevmediğimiz içimizdeki orospu çocuğunun başını ezmek için karşımıza çıkmış en iyi fırsattı. Ezdik. Kenetlendik. Önyargılarımızdan kurtulduk. Düşersek elimizden tutacak birileri olduğunu gördük.

2 Haziran gecesi gün döndüğünde üstümüzden gaz fişekleri geçerken gözlüğünü çıkarıp öpen, “Biraz abarttık abi kutlamaları :)” diyerek doğum günümü kutlayan insanlarla gözlerim dolup durdu. Nazım’ın öldüğü gün doğdum diye burulmuyorum artık. Tarihin en büyük direnişinin ortasında doğduğumu hatırlayacağım.

95’lileri de bağrıma bastım. TOMA’nın üstüne gitmek kadar büyük bir beyinsizlik yok belki ama 18 yaşında hayatının en masturbatif dönemindeki bir adam için de büyük bir yürek. Onları ötekileştirmeyi bıraktım. Devamı zaten çorap söküğü gibi geliyor bu farkındalığın. Benden 12 yaş küçük adamları ötekileştirir küçük görürsem; e bugün çocuğum olsa aramızda 30 yaş olacak, onu nasıl anlayabilirim? İster belieber olsun, ister 2013 yılında uzun saçlı metalci. Her şeye hakları var ve buna saygı göstereceğim. Bunu elitleştirip de yapmayacağım üstelik, beyaztürkleşmeyeceğim. Tıpkı eşcinsel erkekleri savunduğum gibi: Dip adamın dibi, kime dövdürüp dövdürmeyeceğini size mi soracak?

ABD askeri ülkesine girdiğinde Irak’ta sevinen adam, inan seni bile anladım zulmü görünce. Özür dilerim senden de ettiğim binlerce küfür için. Anne tarafım Kürt olmasına rağmen doğuda yaşananlarda hep televizyonu ve gazeteyi referans aldığım için de çok özür diliyorum. Kameranın internetin bu kadar bol olduğu İstanbul’da bile yalana doyduysak; senelerdir neler olduğunu düşünmek bile istemiyorum gerçekten. Ha bu arada, ABD’nin kafasında bir gün bu topraklara da girmek vardıysa çok net vazgeçmiştir. Karşımızda “Yine bizim insanımız ya, sömürülüyor anasını satayım.” diye içimizin gittiği, zarar vermekten kaçındığımız polis de olmayacak zira. Direnişin dikini cepte tuttuğumuzu yeryüzü gördü. Kürt’ün, sosyalistin, plaza insanının, eşcinselin, köktendincilerin zulme karşı aynı safta durabildiğini görebilmek bile müthiş bir mesaj.

Aidiyet hissine de kavuştuk sanırım. Öyle ötekileştirmişiz ki kendi kendimizi bugüne kadar. İsimsiz bir ruhun parçası olduk. Sen dersin Otpor!, o der sinerji, öbürü çArşı, ben derim kozalak. Hiç önemi yok. Minibüslerde otobüslerde senelerdir dönen “Sen şerefsiz değilsen ben değilsem kim bunlar?” tartışmasına bir parça ışık tuttuk; herkes de şahit oldu, biz değiliz valla. Sen de olma.

Parka yerleşildiğinde siyasi oluşumların oradan gitmesini istemedim. Provokatör demeye getiren arkadaşlarım da oldu, biraz kalbim kırıldı ama hiç önemli değil. Tamam, kesinlikle bağırmasınlar, siyasi sloganlar atmasınlar, flamalarını dalgalandırmasınlar, ama orada olsunlar istedim. Mevzu siyasileştirmek değil, her kafanın birlikte olabildiğini görmekti benim için. “Dolmabahçe’yi kullanmayın!” da öyle anlamsızdı bana. Niye kullanmayayım yahu, benim kütüğüm Beşiktaş, niye doğduğum topraklarda bir yere ayak basamıyor olayım? Yoksa kimsenin askeri olduğumdan ya da ezip geçmek için birilerinden icazet beklediğimden değil.

Ayrıca kutuplaşalım da? Ne olmuş? Doğal değil mi? Bunda hiçbir sıkıntı görmüyorum. Ben Yalan Dünya’ya hiçbir zaman gülmeyeceğim, sen de James Blake dinlemeyeceksin. İkisine de karşılıklı olarak mecbur değiliz. Bunu “Tahammül etmek” kalıbına sokmak bile berbat bir yaklaşım. Neden “tahammül” kadar çirkin olsun. Yeter ki birbirimizi yemeyelim kutuplaşma adı altında. Birbirimizin yakasından az düşelim. Ben zaten sana misafirliğe geldiğimde televizyonda açıksa Yalan Dünya’yı göz ucuyla izleyeceğim, sen de Facebook’ta paylaştığımda merak edip James Blake dinleyeceksin ve ölmeyeceğiz inan.

Gel bana doğru abi, çekinme. Sana hayatının sonuna kadar ALKOL AL demeyeceğim. “Şu güzel ortamı bozma” diyeceğim en fazla. Kaybedecek en az senin kadar çok şeyim var ve ben bu özgürlük için hepsini düşünmeden yakmaya hazırım. Sende durum nedir? Dünyanın en önemli şeyi mi senin için, gece eve döndüğümde anahtarı ilk denememde tutturabilmem? Bunun için yakar mısın sen de her şeyini? İstersen saçmalaştır bu işi; bir yandan “ağaç” deyip küçültmeye çalışırken öbür yandan “polis” deyip büyüt, canımı al. En fazla çocuğumun nefretini kazanırsın. Ben senden nefret etmiyorum en azından. Sen bilirsin yani ama bana çok mantıklı gelmiyor yaptığın.

Ve Sayın Valim,

Bana “Müdahale olmayacak.” deme. Neden biliyor musun? Çünkü inanırım.

Yazar hakkında

Emre A

Düşünmekten, duymaktan ve söylemekten keyif alıyorum.

2 yorum

Yorum bırak
  • ben bu yazıyı sen yayımladıktan hemen sonra okumustum,parktan arkadaslarımızla gozlerımız parlayarak birbirimize bakmıstık öğlen sıcağında belediye otobüsünün arka koltugunda,o zamandan beridir de kafamda yankılanıp durur bazı cumleleri,alakasız biyerden alakasız bi şekilde tekrardan karşıma çıkınca bi ilginç oldum,arkadaşlarımı da özledim tabii

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Çalıp çırpmalık bir şey yok ama yine de araklayan göttür tabii ki © 2015 - bikbik.org@gmail.com