Zeki Müren – Sen De Başını Alıp Gitme

Küçükken dinlemiştim bu şarkıyı, o zamanlar mandalina kabuğunun o iğrenç kokuyu salmadan önce sobanın üstünde optimum durma süresini tespit etmeye çalışmaktan, deniz otobüsünün suyun üstünde nasıl durduğunu anlamaya çalışmaktan, Nişantaşı’daki apartmanların tepesini süslemeye başlayan çanakları anlamaya çalışmaktan başka bir uğraşım yoktu. Hayatımın anlamaya çalışarak geçeceği o zamandan kendini belli etmiş.

Sabah bu şarkıyı söyleyerek uyandım. Küçükken, yanlış hatırlamıyorsam Nil Burak’tan dinlemiştim. Çok iyi hatırlıyorum parçanın ilk kısmını anlamsız bulduğumu, ama “Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar, hiçbir şeyi özlemedim seni özlediğim kadar…” sözlerinin nasıl dokunduğunu. “Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar”, o zamana kadar duyduğum en iyi cümle olabilir. Hiç anladığım konular değildi ama çok duygulanmıştım, düşmüştüm, başını alıp gitmesin istemiştim. Hayatımın gitmesini istemeyerek geçeceği o zamandan kendini belli etmiş.

Ekşi’ye baktım, Cem Karaca 2 parçasını birleştirerek yazmış. “Ekmeğimi böldüm de yedim” gibi anlamsız kısımları ilk parçasından sanırım. Benim için o esten sonra başlıyor şarkı ve tekrar başa alana kadar devam ediyor sadece. Hayatımın küçücük bir kısmının anlamlı olacağı o zamandan kendini belli etmiş.

Youtube’dan bu zamana kadarki yorumları dinledim. Elbette Zeki Müren’inki en güzeliydi. Küçükken biraz korkuturdu beni rahmetli. Yine de onu izlemek kaleydoskoptan bakmak gibi zevkliydi de. “Annem” şarkısını hatırladım, gözlerim dolup anneme sarılmıştım. Hayatımın üzülerek geçeceği o zamandan kendini belli etmiş.

Çocuktum o zamanlar gerçekten. Aklım almıyordu. Yıl 90 olsa, 7 yaşındayım. Hayatta hiçbir şeyin o’nun kadar az olmaması, hiçbir şeyi o’nun kadar özlememek  23 senelik bir sırmış meğer. Yeni yeni vardım. Çocukken iyiydik. En fazla annemiz nereye giderse oraya kadar gidebiliyorduk. Alıp gidebileceğimiz bir başımız yoktu. Bu yüzden ağrımıyordu, şişmiyordu, yorulmuyordu. Sonra büyüdük. Hep beraber başını oluşturup berbat insanlar olduk çıktık. Ne iyiliğimiz, ne masumiyetimiz, ne de bağlılığımız kaldı.

“Sen de başını alıp gitme ne olur. Ne olur? Tut ellerimi.” tonlamasıyla söylemeyi seviyorum. Büyüdüğümüz için. Zaten büyüdüğümüz için “gitme”leri kimse dinlemiyor, “dön”lerden medet umuyoruz; dönen, dönebilmiş gibi. Ulan hepiniz çocuktunuz be.

Sen de başını alıp git bakalım.

Yazar hakkında

Emre A

Düşünmekten, duymaktan ve söylemekten keyif alıyorum.

Bir yorum

Yorum bırak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Çalıp çırpmalık bir şey yok ama yine de araklayan göttür tabii ki © 2015 - bikbik.org@gmail.com