Kanadını Bırakır Mısın Kuş Senle Muhabbet Etmek İstemiyor

Ama kafesi hep açık yatmadan yatmaya kendi giriyor :(

8-9 sene muhabbet kuşu besledim. Adını Şımarık koymuştuk ama dünyanın en nursuz ve saldırgan hayvanıydı. Konuşmayı bırak ötmezdi bile. Anca sofrada salata varsa gelir yerdi, TV karşısında çekirdek çıtlıyorsak süzülüp kabukların içindeki zarları kemirirdi. Yaşasaydı AKP’ye oy verirdi diye tahmin ediyorum.

Rahmetliye hem maddi şartların hem de çocuk aklımın imkan verdiği ölçüde bir hayat sunmaya çalıştım. Ayna aldım, sık sık altındaki gazeteyi değiştirdim, suyunu değiştirdim, ballı çubuk aldım, plastik küvet aldım, yeminin tadına bile baktım. Pek diyalog kuramadık kendisiyle ama sorunlu bir psikolojisi olduğunu, olayın bizle alakalı olmadığını düşündüm. Kişisel algılamadım yani. Konuşmamasını suç ya da eksiklik görmedik hiç.

Cahillik fena şey. Bilincin insana yekpare değil de parça parça, o da keyfi isterse gelmesi daha fena şey. Şimdi düşünüyorum da, delirecek gibi oluyorum. Salmayı çok düşünmüş ve teklif de etmiştim annemlere ama dışarıda hayatta kalmayı başaramayacağı cevabı onun mahkumiyetinin 1 numaralı haklı gerekçesiydi. Hakikaten de yapamazdı dışarıda. Ne yiyecek bir şey bulabilirdi, ne soğuğa dayanabilirdi, ne de diğer kuşlara kafa tutabilirdi. Kaderi bir kafeste olmaktı. Bunu o zaman da çok düşünürdüm. Bir kuş, nasıl ev’e muhtaç olabilirdi. O zaman internet de yok, bu çelişkiler hep dolaştı kafamda.

Bir gün annem aradı “Şımarık çok kötü gel veterinere götür bir şey yap” diye. Ben eve vardım, elime aldım, kapıdan çıkarken pıt kalbi durdu, birden bire sertleşti. Ne ağladım ne ağladım. Muhabbetimiz yoktu ama insan eskimiş tişörtünü annesi yer bezi yapınca bile üzülüyor, can neticede, o kadar yoldaşlık etmişin iyi kötü, evin bir ferdi. Gittim gömdüm, üstüne de taşlar koydum eşmesin kedi köpek diye. O üzüntü bende hep kaldı. Bir şey yapabilir miydim, bir şeyleri yapmadım mı acaba, daha iyi bir hayatı olabilir miydi, daha kuş gibi olabilir miydi diye düşündüm durdum. Vicdan azabı çektim hep ama neden çektiğimi de keşfedemedim.

32 yaşına gelip dünyadaki her şeye bambaşka bir yerden bakmaya başlayınca; kafes kavramından, kafes kelimesinden, k, a, f, e ve s harflerinin birbirine yakın durmasından, hayvanat bahçesinden, akvaryumdan, yunus parkından, sirkten, bunların var olduğunu düşünmekten bile inanılmaz rahatsız olur hale geldim. Teknolojide, fizikte, sağlıkta, felsefede inanılmaz ilerleme kaydederken içimizdeki hayvanın diğer hayvanlar üzerindeki ego şovu hiç gerileyememiş. Diğer türleri ya hapsetmişiz, ya kölemiz yapmışız, ya yemişiz, ya da satmışız. Bunu bir haz kaynağı yapmışız. “Bak zeki olmak böyle bir şey geri zekalı seni” diye eğitmişiz. Korkunç bir psikopatlık.

Adını koyamadığım azabın bilmediğim vicdanı buymuş diyorum şimdi. Koca bir dünya varken, birden bire çıkıp “bizim burası aq” demişiz. İcat ettiğimiz tüfekle vurur, zekamızın göstergesi tuzaklarla her türlüsünü avlar hale gelmişiz. Satmaya başlamışız. Varoluşlarını beğenmemişiz genlerini değiştirmeye başlamışız. Üretmişiz. Onları satmışız. Sikimiz kalkmamış, gergedan boynuzu iyi gelir diye GERGEDAN öldürür hale gelmişiz. Aklımın almasına mümkünat yok.

Dünyada bütün bunlar olup biterken sonsuz iyi niyet ile kafesine hiç zorla konulmayan kuşlar gerçekten önemsiz gibi geliyor. Üstelik bir kısmı konuşuyor, çoğu sahibinin dibinden hiç ayrılmıyor, hemen hemen hepsi de çok neşeli görünüyor. Yani bir insandan beklediğimiz ve insan için anlamlı olabilecek emarelerle iyi olduklarını düşünmeye devam ediyoruz. Mesela onlar eğlenceli şeyler yapınca biz gülüyoruz, ama insandan başka gülebilen bir hayvan olmamasını sorgulamıyoruz. İnsanlığın medeniyet seviyesi yüksek toplumların bile üzerine hiç düşünmediği çok büyük bir etik sorun olduğunu düşünüyorum “evcil hayvan – sahip insan” olgusunun.

Bütün bunları bana her gün ama her gün düşündüren şey de evimden duyduğum, komşularımın muhabbet kuşu şakırtıları. Besleyenler bilir, gökyüzüne en yakın oldukları balkon denilen yerde Güneş ışığı görünce sapıtırlar susmak bilmezler. Sen mutluluktan sanırsın sevinirsin, belki de o yalvarırım gökyüzüne kavuşayım diye kendini paralıyordur.

Aşağıdaki videoyu birkaç ay önce belgeselde izledim. Söylediklerim ve düşündükleriniz üzerine 2 dakikanızı daha ayırıp bir de siz izleyin. Bunlar bildiğiniz muhabbet kuşu. Hiç düşünemeyeceğiniz gibi. Olması gereken yerde, olması gerektiği gibi. Bir de yalnız kalmasın diye ikincisini aldığınız, kafesinin kapısını hiç kapatmama lütfunda bulunduğunuz kuşları düşünün.

Burada hayatta kalamayacağı için doğaya salamadığımız muhabbet kuşları bunlar.

Bu kadar güzel ses çıkaran bir şey buraya ait olamaz zaten.

Yazar hakkında

Emre A

Düşünmekten, duymaktan ve söylemekten keyif alıyorum.

2 yorum

Yorum bırak
  • Bu muhabbet kuşuyla ilgili yazınız hem çok komik hem üzücü. Akp ye yaşasaydı oy verirdi lafına koptum. İnsan ilk başta idrak edemiyor ama elinizden geleni yapmışsınız kuş için. Benimde köpeğim vardı lisedeyken. Üniversitede bir etkinlik sırasında barınak hayvanlarını ziyaret edince pet shoplardan hayvan almanın öncelik olmaması gerektiğini, çok zavallı hayvanlar olduğunu bilmezdim. Sokaktan kedi aldım. Lise sonda köpeğim öldü. Kediyle evde yaşayınca keşke köpeği evin içinde besleseymişim zulüm etmişim evin bahçesinde dedim. Sonuç olarak insan bazen görmüyor. Büyüyünce yaşadıkça misal ben kediyle bir hayvanla evde yaşayınca gerçeği anlıyor. Sanırım en kötüsüde yediğimiz besinler. Gezmeden büyüyen annesinden erken yaşta koparılan hayvanlar. İnsanın vegan olası geliyor ama yapamıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Çalıp çırpmalık bir şey yok ama yine de araklayan göttür tabii ki © 2015 - bikbik.org@gmail.com