Ay Şekilli Bir Havuz

Küresel ısınma buzulların tamamını erittikten sonra dünyanın alacağı hal.

233f3813e33182660e98a20c2d8bcf9a-1462780331

Her şeyden önce üzgünüm. Albümü beklerken çok heyecanlıydım. Şu an, en iyi ihtimalle 2020’den önce Radiohead’den yeni bir albüm dinleyemeyecek olmanın hüznü içindeyim. Radiohead’in çıkarıyor olması, albümün en önemli kısmı. İyiliği kötülüğü çok sonra geliyor. Zaten insan ömrü aslında fazla uzun. 6 yıl içinde OK Computer, Kid A, Amnesiac ve Hail to the Thief’i dinledik. Böyle düşününce, şaka gibi.

Bir çırpıda sildiler sosyal medya hesaplarından paylaştıkları içerikleri. Bu kararı, ajanslarıyla uzun toplantılar sonucunda almadıklarını, derin stratejiler geliştirmediklerini tahmin etmek zor değil. İçlerinden geliyor ve bunu anlayabilecek insanlarla çalışıyorlar. Var olanı yok ederek bir içerik ürettiler. Yoktan var ettiler. Hiçlikten geldiler ve/veya bizi oraya davet ettiler. Radiohead bir müzik grubu olduğu kadar, bir iletişim şekli olduğunu hatırlattı. A Moon Shaped Pool ile beyaz bir sayfa mı açmak istedi, yoksa her şeyi unutturup hatırlanmak istediği son hale mi indirgedi kendini, bilinmez; bunu zaman gösterecek.

Thom Yorke o kadar çok beste yapmış ki bir dönem, bu albümde yer alan birçok şarkının da ya ilkel hallerini, ya pasajlarını ya da tamamını, 2000’lerin başından bu yana konserlerde dinlemiştik. Burn The Witch, Identikit, Ful Stop, Present Tense, The Numbers, Desert Island Disk, hatta True Love Waits bunlardan benim bildiklerim.

Bu albümü güzel kılan şeylerden biri; Thom Yorke’un bestelerini, grubun diğer üyelerinin yorumuna cömertçe açtığının hissedilmesi. Grubun OK Computer’dan bu yana en çok birlik olduğu albüm bu gibi. Thom Yorke’un domine etmediği, meydan okumadığı, grubun kalanıyla paylaştığı bir albüm. Bu yönüyle olgunluk dönemi meyvesinden çok, bir uzlaşı dönemi eseri olarak görüyorum. Yorke’un haklı egosunun, bu zamana kadar grup üyelerinin birçok kez birbirinden uzaklaşmasına neden olan yegane şey olduğuna inananlardanım. Bu albümde onların da nasıl müzik yapmak istediğine kulak verdiğini, saygı duyduğunu hissediyorum. Jonny Greenwood’un kibarca “çalışma metodumuzu değiştirdik” dediği de aslında bu olsa gerek. Vokal tarzından bile okunabiliyor.

“Ben bir Jonny Greenwood işçiliğiyim” diye bağıran Burn The Witch’i dinleyince, değişik bir durumla karşılaşacağımızı anladım. Thom Yorke’un 10 yıl önce konserlerde gitarla tadımlık çaldığı ve tamamını hiç dinleyemediğimiz bu eserin üstünden Jonny, karakterini ince ince işlemiş yaylılarla. Albümün geri kalanına dair en büyük merakım, Greenwood kardeşlerin küçüğünün, bunu albümün tamamında yapıp yapmadığı oldu. Kalibresine göre az bilinen bir müzik dehası. Ben ne derece önemli bir müzik adamı olduğunu maalesef, anca There Will Be Blood OST‘si ile anlamıştım. Klibin, tüm zamanların en iyi Radiohead parçalarından There There’in klibini hazırlayan ekipten çıkması da hissi heyecanımı arttırdı. Chris Martin dinleyince eminim ki yine hayıflanmıştır, bunu da kendileri yapamadı diye.

vlcsnap-2016-05-12-16h32m08s163

Kısa süre sonra Daydreaming yayınlanınca, tam anlamıyla peynir yanındaki karpuz gibi aklımı yedim. Radiohead’in amatör eğlendirmediğini, inanılmaz bir geri dönüş yaptığını düşündüm. Üst üste gelen birbirine binmeyen melodiler, leziz vokal, piyanolar, yaylılar, efektler ve tabii ki o olağanüstü klip. Bütün Radiohead eşsizliklerini barındıran bir başyapıt olarak, en azından benim Radiohead Top 10 listeme girer. Daydreaming ile albümden tatmin oldum, geri kalan her şey yeterince tat vermeyecek olsa bile albümü omuzladığını hissettim. Uzun zaman sonra bir Radiohead şarkısı bende çarmıha gerilme isteği uyandırdı. Albümdeki yepyeni olduğu kesin olan tek parça olarak, 2 çocuğunun annesi Rachel Owen ile olan 23 yıllık birlikteliklerini sonlandırdıktan sonra yapmış olması kuvvetle muhtemel. Bu insanların acı çekmesi bizim için bir velinimet. Acı ama gerçek.

moon-shaped-pool-radiohead

Pazar akşamı yayınlanacağı duyurulan albüme dair beklentim başka Daydreaming’ler barındırıp barındırmadığı haline geldi. Yani albüm ne kadar “Radioheadish”, ya da “In Rainbows” çıkacak, merak etmeye başladım. Bu yüzden yayınlandığı anda ilk iki şarkıyı pas geçip, daha önce dinlemediğimiz Decks Dark’tan başladım. Bugün hangi grubun albümünde olursa olsun, kayıtsız kalamayacağınız güzellikte bir parça. Radiohead yapınca muazzam bir iş çıkmış ortaya. Su gibi akıyor gerçekten. Olağanüstü. in_repeat1

Ful Stop, Radiohead’in 4 sene önce konserlerde çaldığı halinden çok farklı değil. Girdap karakterindeki Radiohead şarkılarından, tuzağına düşerseniz kurtulmanız zaman alır. Primavera 2016’da, bu parçayla Thom Yorke efsane danslarına da dönüş yapacaktır.

Bu albümün Faust Arp’ı ise Glass Eyes olmuş.

Identikit, albümün yüksek değerlerinden biri. Yine 2012’de görücüye çıkardıkları demo sayılabilecek versiyonu tekrar tekrar işlemiş, en iyi haline getirmişler. Birçok kişiyi, adı Idioteque’i çağrıştırdığı için heyecanlandırmış olsa da Id’lerinden başka bir ortak yanları yok.

Tinker Tailor Soldier Sailor Rich Man Poor Man Beggar Man Thief. İsminin absürtlüğü de beni destekler gibi görünse de, o dönemden bir b-side mı bilmiyorum ama beni Amnesiac’a alıp götürdü. Ardından You And Whose Army dinleme ihtiyacı duydum. Kesinlikle albümün favorilerinden biri. Henüz yanına yaklaşılamamış o sound’u ne kadar özlediğimi fark ettim.

En büyük sürpriz ise, True Love Waits. Benim -hâlâ- en sevdiğim versiyonu, konserlerde Everything In Its Right Place’e intro olarak kullandıkları, Jonny Greenwood’un Kaoss Pad’i elinden düşürmediği dönemde yaptıkları yorum. Youtube’unuzdan ısrarla isteyiniz.

Üstünden atladığımı ya da hızlıca geçtiğimi fark ettiğiniz Desert Island Disk, The Numbers, Present Tense, Glass Eyes, True Love Waits, albümün çıta altında kalan parçaları benim için. A Moon Shaped Pool, aslında 6 şarkılık bir albüm ve bunlar da bonus diskteki şarkılar olarak düşünüyorum.

Bu albüme, “Hail to the Thief’ten beri özlediğimiz Radiohead’in dönüşü” demek mümkün. Tamamen farklı sound’lar olsalar da, Radiohead ruhunu en son orada içimize çekmiştik. In Rainbows da gayet başarılı bir albümdü. Çok iyi şarkılar vardı ama bunlar sadece çok iyi şarkılardı bana göre. “Başka” bir şey değildi. “Elektronik olmayan bir albüm istediniz, biz de verdik” kadar netti. The King of Limbs ise Lotus Flower’ın tek başına kurtaramayacağı bir albüm. The Moon Shaped Pool ile orta yolu bulma konusunda Radiohead iyi bir iş ortaya çıkarmış. Yeterince Radioheadish, yeterince kolay dinlenebilir. Yine politik, yine ince bir sızı. Orta şekerli kahvenin telvesini tutturmuş. Daha iyisi olabilir miydi? Söz konusu Radiohead ise bu her zaman var olan bir ihtimal. O yüzden bunu düşünmek yerine onların sunmayı tercih ettiklerini almak, kabul etmek, anlamaya çalışmak daha keyifli. Yıllar bana bunu öğretti…

Ekran Resmi 2016-05-12 17.07.41Bugün bile Daydreaming, Decks Dark, Tinker Tailor gibi parçalar yapabiliyor olmaları, geleceğe umutla bakmaya ve dağılmamaları için adak adamaya yeterli. İlk albümün 23. yılında bu çapta güncel iş çıkarabilmek, müzik tarihinde hiçbir gruba nasip olmuş değil. Karamsar olduğum tek konu, Radiohead’in gittikçe aklı başında bir grup halini alması. Hayatımın geri kalanında onlardan bir The National Anthem daha çıkmayacağını düşünmek, beni içten içe üzüyor. Deli Radiohead’i özlüyorum. Sonra “Bunlardan her şey beklenir” diyorum, geçiyor.

Radiohead’i kendi haline bırakınca uçuyor, ben bu kanatları seviyorum. Tartışmanın hiçbir zaman electronica, art rock ya da akustik sound olduğunu düşünmedim. Bu yüzden de albümler üzerine kimseyle tartışmadım, çünkü aynı şeyden bahsetmiyor oluyoruz. Radiohead ne yaparsa yapsın, müzikal anlamda üst düzeyde tutmayı başarabiliyor zaten. Ruhunuzu alıp bilmediğiniz diyarlara bilmediğiniz yollardan götürecek şarkılar yapmak Radiohead’i Radiohead yapan. Ağaç gibi yaşayan şarkılar yapmak, dinlerken kavuğunda yaşamak. Bu albümde de bunu layıkıyla yapan parçalar var. Hangimiz Daydreaming’e “bunu dinlemeyi hak ettim ben” diyebilir? Teşekkür etmek lazım dünyanın en normal şeyiymiş gibi Youtube’a yükledikleri için.

A Moon Shaped Pool’un, diğer Radiohead albümlerinden en büyük farkı ise, bu sefer duvara değil göğe bakarak dinleme isteği uyandırması.

vlcsnap-2016-05-12-16h33m57s599

Yazar hakkında

Emre A

Düşünmekten, duymaktan ve söylemekten keyif alıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Çalıp çırpmalık bir şey yok ama yine de araklayan göttür tabii ki © 2015 - bikbik.org@gmail.com